top of page

Zihnimizdeki Ayna: Kendilik İmgemiz

  • 28 Nis
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 14 Haz


İmaj, daha Türkçe kelimesiyle imge, yalnızca görme duyusuyla algıladığımız somut unsurların tarifinden ibaret değil. Bunun ötesinde “zihindeki görünüş” veya “Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri” olarak tanımlanır. Bu tanımın somut ve objektif görünüşten ziyade, zihindeki yansıma ve izlenim vurgusuna odaklanmak isterim.


İmajımız nasıl? Nasıl olmasını umuyoruz/diliyoruz? Nasıl bir imajla algılanmaktan çekiniyoruz? Kimlerin bizi nasıl imgelediğiyle ilgili daha düşünceliyiz? Kimlerin hangi davranışlarını, nasıl imgelendiğimize dair birer işaret olarak kabul ediyoruz?

Peki öz-imgemiz/kendilik imajımız nasıl? Kendinizi zihninizde nasıl gördüğünüzü tarif etmeniz istense, hangi yönlerinizi hangi vakalarla örneklendirirsiniz?


Kendimizle ilgili hangi imgelerimizi hayatımızın hangi noktasında edindiğimizi çoğunlukla tam olarak bilemiyoruz. Aslında yaşamdaki tüm yargılarımızı ve inançlarımızı önce somut verilerden ediniyoruz. (Burada inanç ve yargı derken ideolojik ve derin konulardan çok, basit düzeyde fikirlerimizi düşünebilirsiniz. Örneğin ocaktaki demlik sıcaktır, temas edersem cildim yanar.) Konu o kadar da somut olmadığında, belirsizlik zihni zorlayan bir durum olduğundan hemen çevremizi bir bilgi kaynağı olarak taramaya başlarız. En yakınımdaki insanlar ne diyor? Güvendiğim kişiler bu konuda hangi tarafta duruyor? (Örneğin mütevazi davranmanın gerekli bir erdem olduğuna ne zaman inandınız? Bunu size birileri doğrudan söyledi mi?) Doğru veya geçerli bilginin kaynağı olarak kimi gördüğümüz de zamanla evrilebilir (Örneğin 5 yaşındaysanız ebeveyninizin beğenip giydiği kıyafetlere özenirken, 15 yaşındaysanız artık arkadaşlarınızın beğenileri sizin için daha ikna edici bir kaynaktır). Kendimizle ilgili yargılarımız ve inançlarımız ise çocukluktan itibaren çok yönlü ve katmanlı biçimde şekillenir; çoğunlukla ergenlik döneminden itibaren de katılaşır.


Kısa bir video kaydında ocakta altı yanan bir demliği iki avcumla kolayca kavradığımı ve hiç yanmadığımı izleseniz, aynısını ocağınızda altı yanmakta olan demlikle kendiniz denemezsiniz. Çünkü katılaşmış inanç ve yargılarımız münferit örneklerle değişmez. Hatta muhtemelen videonun dijital bir hile olduğunu düşünürsünüz, yani artık videolarımı güvenilir bir bilgi kaynağı olarak kabul etmezsiniz. Kendilik imgemizin unsurları katılaştığında da yeni kaynaklar bize aksini söylese de kendimizi nasıl gördüğümüz hemen değişmeyebilir. (Örneğin çocukluğunuzdan itibaren iletişimde başarısız olduğunuza inan(dırıl)mışsanız, bugün size onlarca kişi çok iyi bir iletişimci olduğunuzu söylese hatta işyerinizde iletişim becerileriniz yüksek puanlar alsa bile benlik imgenizde “etkin iletişim kuramıyorum” inancı kolayca giderilmeyebilir.)


Kendilik imgemizin bazı yönleri bizi kısıtlıyorsa, yaşamımızın çeşitli yönlerinde çelişki ve zorlanmalara yol açıyorsa, belki de çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimize yansıyorsa, psikoterapi kendilik imgemize eğilmek için faydalı  bir fırsat sunabilir.

Yaşamda yargı ve inançlarımız bizi korumak için evrimsel olarak gelişmiş mekanizmalardır (sıcak demlik örneğini hatırlayın, bazı desen ve işaretlerden çıkarım yaparak kategorize etme ve önyargı geliştirme becerimiz olmasaydı her sıcak demliğe bizzat temas etmeden yaralanacağımızı öngöremezdik.) Zihnimiz, doğası gereği inanç ve yargılarımızı güncellemeye kolay kolay ikna olmaz. Dolayısıyla benliğimize dair inançlarımızı da derhal değiştirmeye hazır hissetmememiz doğaldır. Henüz benlik imgenizde köklü değişikliklere hazır değilseniz, psikoterapi sizi buna zorlamaz, en azından farkındalık kazanmakla kayda değer bir adım atmış olursunuz.

 
 

© 2026 by Cansu Tokmaktepe; MA.

bottom of page